|
Hıristiyan Dünyası Siyonizme Karşı
Dikkatli Olmalıdır
İşgalci, sömürgeci ve ırkçı bir ideoloji olan Siyonizm
elli yılı aşkın bir süredir Ortadoğu'da kan dökmektedir. Ne var
ki özellikle Batı dünyasında Siyonizm gerçek anlamı ile tanınmamakta,
Siyonist ideolojinin gerçek planı bilinmemektedir. Batı'da çoğu
insan -yanlış bilgilendirmenin etkisiyle- Siyonizmin, Yahudilere
bağımsız bir yurt sağlamayı hedefleyen masum bir ideoloji olduğunu
düşünür, hatta bu nedenle kimi insanlar söz konusu ideolojiye sempati
ile yaklaşırlar. Oysa gerçek hiç de öyle değildir.
Siyonizmin hedefinin Yahudilere bir vatan sağlamak
olduğu ve Siyonistlerin bu yönde mücadele verdikleri doğrudur. Ancak
bu mücadele, tarihin belki de en acımasız, en zalim yöntemlerinin
kullanıldığı haksız bir mücadeledir. 19. yüzyılda gelişen Siyonizm,
Yahudilere bir yurt sağlamak amacı ile yola çıkmış, bunun için Yahudiler
tarafından da kutsal kabul edilen Filistin topraklarını seçmiştir.
Buraya kadar makul ve meşru olan bu hedef, Filistin'de yaşayan Müslüman
Arap halkın yok sayılması ile birlikte, acımasız bir kolonileştirme
ve etnik temizlik projesine dönüşmüştür. Bu dönemde Siyonistlerin
en sık kullandıkları "topraksız bir halk için halksız bir toprak"
sloganı, gerçek dışı bir propagandadır. Çünkü o dönemde ne Yahudiler
topraksızdır, ne de Filistin toprakları halksız. Siyonistlerin Filistin'e
başlattıkları göç hareketi, Ortadoğu'da kargaşanın da başlangıcı
olmuştur. Çünkü Siyonistler yeni geldikleri bu topraklarda, bölgenin
halkı ile birarada yaşamak yerine, onları evlerinden çıkarmış, yurtlarından
sürmüşlerdir. Siyonistlerin kendileri için bir vatan edinme hedefleri,
milyonlarca insanın vatansız kalmasına neden olmuştur.
Ne var ki dönemin siyasi koşulları içinde göz ardı
edilen bu gerçekler, bugün de hala bazı çevreler tarafından yok
sayılmaktadır. Tarihi gerçekleri yok sayarak, Ortadoğu'da kalıcı
barışın sağlanamayacağı ise açıktır. Kuşkusuz hepimizin temennisi
Ortadoğu'nun Yahudilerin, Müslümanların ve Hıristiyanların birarada
huzur içinde yaşayabilecekleri güvenli topraklar haline gelmesidir.
Üç dinin mendupları için de kutsal olarak kabul edilen bu topraklarda
diledikleri gibi ibadet etmek, hür ve özgürce yaşamak tüm Müslümanların,
Yahudilerin ve Hıristiyanların en doğal hakkıdır. Bunun için öncelikli
olarak, tüm tarafların önyargılarını bir yana bırakarak olayları
sağduyu ile değerlendirmeleri ve aydınlık bir gelecek için vicdan
sahibi insanların ittifak etmeleri gereklidir. İşte bu nedenle bu
ittifakın önemli bir tarafı olan Hıristiyan dünyasının, Siyonizmi
doğru tanıması ve bu din dışı ideolojiye karşı dikkatli olması büyük
önem taşımaktadır.
Siyonizm Din Dışı Bir İdeolojidir
Hıristiyan dünyasında Siyonizme sempati duyan çevrelerin
en büyük yanılgıları Siyonizmin dini temele dayanan bir ideoloji
olduğunu sanmalarıdır. Oysa Siyonizm gerek kurucularının zihniyeti
gerekse savunduğu görüşler ile tamamen din dışı bir ideolojidir.
İdeoloji, Talmud'daki ırkçılığı ve Kabala'daki "tarihi değiştirme"
projesini kısmen devralmış, ama bunları yine de din-dışı bir anlayışla
yorumlamış ve kullanmıştır.
Hareketin kurucularının kimliği bu konuda oldukça
aydınlatıcıdır. Öncelikle, bilindiği gibi siyasi Siyonizmin kurucusu
olan Theodore Herzl dini bilince sahip olmayan birisiydi. Herzl'in
ardından hareketin lideri olan Max Nordau da ateist olduğunu açıkça
ilan etmekteydi. İdeolojinin hem kurucuları hem de sonradan gelen
takipçileri için asıl olan Yahudi 'ırkı'nın saflığının korunabilemesi
idi. Max Nordau, Siyonizm'e yönelik, "Siyonizm dini değil, ırkçı
bir ideolojidir" eleştirisine cevap olarak, bu konuda kendisini
eleştirenlerle kesinlikle "hemfikir" olduklarını söylüyordu. 1
Gerçekte Herzl ve Nordau gibi Siyonizm kurucularını
ve onları izleyen kuşakları etkileyen fikirler, 19. yüzyıl Avrupası'nın
din dışı ideolojileriydi. Bunun en belirgin örneklerinden biri "sağ
kanat Siyonizmin kurucusu" olarak bilinen Zeev Jabotinsky'di. Hitler
ve Mussolini hayranı olan Jabotinsky, bu faşist diktatörlerin ırkçı
ideolojisinin Yahudi versiyonunu oluşturmak istemişti. Siyonizm
tarihi konusunda uzman araştırmacılardan biri olan Lenni Brenner,
Jabotinsky'den söz ederken şöyle yazar:
Jabotinsky'nin ırkçılığının kökenlerini görmek
kolaydır. 20. yüzyılın yüzyıl başlarındaki zengin Batı dünyası,
ırklar arasındaki biyolojik çatışmaya dair Sosyal Darwinist fikirlerle
istila edilmiştir ve bu fikirler de çok geç kalmadan erken Siyonistler
arasında kök salmıştır. 2
Jabotinsky'nin görüşleri, İsrail'in kurulmasıyla
birlikte Herut Partisi'nin temelini oluşturmuştur. Herut zamanla
diğer bazı küçük partilerle birleşerek Likud'a dönüşmüştür. Menahem
Begin, Yitzhak Şamir, Benjamin Netanyahu veya Ariel Şaron gibi İsrail'in
radikal, sertlik yanlısı politikacıları Likud'un liderleridir. Bir
başka deyişle, 2000'li yılların başında İsrail'in başbakanlık koltuğuna
oturan ve uzlaşmaz politikalarıyla şiddeti körükleyen Ariel Şaron'un
fikri kökleri, Jabotinsky'nin Sosyal Darwinizm'ine uzanmaktadır.
Bu "Sosyal Darwinist Siyonizm", İsrail'in bugüne kadar işlediği
insanlık suçlarının çıkış noktasıdır.
Konunun en önemli yanı ise, söz konusu Siyonizm
anlayışının, tamamen seküler ve hatta din-karşıtı bir ideoloji olan
Sosyal Darwinizm'den kaynak bulmasına rağmen, dini bir söylem kullanmasıdır.
Likud ve ondan da radikal olan İsrailli partiler; tüm Filistin topraklarını
ilhak etme, Filistinlileri katliamdan geçirme veya sürgün etme ve
hatta diğer Arap ülkelerinin topraklarını işgal etme gibi acımasız
hedeflerini, Yahudi dininin kavramlarını kullanarak, Tevrat pasajlarından
alıntılar yaparak meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.
Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Yahudilik, aynen
İslam ve Hıristiyanlık gibi, İlahi bir dindir ve haksız şiddet kullanımına
hiç bir şekilde izin vermez. Yahudi dini, Allah'ın Hz. Musa aracılığıyla
İsrailoğulları'na indirdiği kutsal hükümlere dayalıdır ve bu hükümler
-tarih içinde bazı dejenerasyonlara uğramış da olsalar- genel olarak
adalet, barış ve merhameti emreder. Sosyal Darwinist bir ideoloji
olan radikal Siyonizm'in, kendisine Tevrat'tan destek bulmaya çalışması,
bir zamanlar Mussolini ve Franco gibi faşistlerin Katolik Kilisesi'ni
kendi ideolojilerini desteklemek için kullanmaya çalışmalarına benzer
bir ikiyüzlülüktür.
Bu gerçek, ilk baştan beridir Siyonizmin dindar
Yahudiler tarafından şiddetle eleştirilmesine yol açmıştır.
Bunlardan biri olan Lubavich hahamı Sholem Dov
Ber Schneersohn, henüz İsrail'in kurulmadığı yıllarda, Siyonizmin
Yahudilik açısından bir sapma olduğunu şöyle açıklamıştı:
Siyonistlerin tüm yazılarından görülmektedir
ki, ana amaçları ve faaliyetleri, Yahudi halkı arasında, Tevrat'ın
ve Tevrat emirlerinin tek hedefinin ulusal duyguları güçlendirmek
olduğu izlenimini yaratmaktır. Bu teori, kendilerini Siyonist
ideali gerçekleştirmeye adamış olan araçlar gibi gören gençlik
arasında kolayca görülebilir. Kendilerini Tevrat'tan ve hükümlerinden
tamamen bağımsız görmektedirler. Onlara göre ulusçuluk dinin yerini
almıştır...3
Siyonistler, kardeşlerimizi bağımsız bir ulus ve
devlet amacına yönelik olan Siyonist tutku uğrunda etkilemek için,
kaçınılmaz olarak insanları Tevrat'tan ve onun emirlerinden uzaklaştırmaya
çalışacak, veya onların Tevrat'a bağlılıklarını olabildiğince zayıflatmaya
çabalayacaklardır ki, Tevrat'ın yerini ulusçuluk alsın. Çünkü bilinmektedir
ki, Tevrat'a bağlı olanlar, değişerek bir başka inancı benimsemeye
kapalıdırlar. Şu açık bir gerçektir ki, Siyonistler sadece Yahudilikten
uzaklaşmakla kalmamakta, aynı zamanda, insanların kalbinden Tevrat'a
ve hükümlerine yönelik manevi duygularını kasten silerek Yahudi
ruhlarını tümüyle tahrip etmektedirler.
Haham Schneersohn'un Siyonizme yönelik eleştirileri
doğru çıktı. Siyonistler, Yahudi dininin kavramlarını kullanmalarına
karşın tümüyle dindışı bir proje ortaya koydular. Bugün de Siyonizm,
dini kavramları ulusal amaçlar için kullanmaya devam etmektedir.
Bu gerçek yine pek çok dindar Yahudi tarafından da belirtilmekte
ve şiddetle eleştirilmektedir.
Hıristiyan Dünyasına Düşen
Sorumluluk
Siyonizmin ilk ortaya çıktığı dönemlerde bazı Batılı
devletlerden aldığı destek, günümüzde büyük ölçüde devam etmektedir.
Söz konusu desteğin devam etmesinde yanlış bilgilendirmenin yanı
sıra, Siyonizmle ortak değerlere sahip olan masonluk örgütünün büyük
etkisi vardır. Siyonizm gibi din karşıtı olan masonluk, bu ideolojinin
vahşetini ve zulümlerini gizlemek, Siyonistleri meşru bir mücadele
yürütüyorlarmış gibi göstermek için faaliyette bulunmaktadır. Ve
bu faaliyetlerde de oldukça başarılıdır. Özellikle Amerika'da söz
konusu faaliyetlerin etkisi yoğun olarak hissedilmektedir. Bu çalışmaların
en önemli kısmını, medya aracılığı ile halkın yanlış bilgilendirilmesi
ve çoğu zaman da bilgilendirilmemesi oluşturmaktadır. Halkın büyük
çoğunluğu genellikle, İsrail saldırganlığına maruz kalan masum insanların
başına gelenleri değil de, genellikle hep 'dört tarafı düşmanlarla
çevrili küçük bir ülke olan İsrail'in ayakta kalma mücadelesi'ni
öğrenmektedir. İsrail ordusu tarafından evleri yakılıp yıkılan sivillerden,
okul a giderken yolda katledilen çocuklardan, hastaneye gitmesine
izin verilmeyen hastalardan, işkenceye maruz kalan gençlerden çoğunlukla
Batı kamuoyunun kapsamlı bir bilgisi olmaz. İsrail lobisinin ve
yandaşlarının medya üzerindeki etkisi nedeniyle, halk yalnızca İsrail'in
içinde bulunduğu durumdan haberdar olur. Bu bilgiler de zaten genelde
gerçeği yansıtmaz.
"İsrail'in bir düşman denizinin ortasında kalan
küçük bir ada olduğu" efsanesi, aslında Siyonistlerin işgallerini
ve kıyımlarını göz ardı ettirmekte en çok başvurdukları slogandır.
Günümüzde pek çok Yahudi akademisyen de bu içi boş hikayenin yalanlarını
deşifre etmekte, İsrail'in hiç de sanıldığı gibi 'zor' bir durumda
olmadığını vurgulamaktadırlar.
Bu sahte telkinin etkisi ile başta Amerika'da olmak
üzere bazı çevrelerin bilinçsizce Siyonistlere sempati duyması olağan
karşılanabilir. Ancak samimi Hıristiyanlara düşen söz konusu yalan
propagandanın ve bazı ön kabullerin etkisinden kurtulup, konuya
sağduyu ve adaletle yaklaşmalarıdır. Günümüzde Siyonizmin Ortadoğu'da
neden olduğu terör, hiçbir vicdan sahibi insan tarafından kabul
edilebilir gibi değildir. Yaşanan acımasız savaşın asıl sorumluluğunun
üstlenen Siyonistlerin zulümlerine son vermeleri için Batı içinde
buldukları desteğin kesilmesi gerekmektedir. Bu gerçekleşmediği
müddetçe, Siyonizm işgallerine ve katliamlarına pervasızca devam
edecektir. Hayatını kaybeden binlerce insanın, sakat kalan yüzlerce
çocuğun, yok edilen kasabaların, köylerin sorumluluğu inancı ne
olursa olsun bütün vicdan sahibi insanlar tarafından üstlenilmelidir.
Unutmamak gerekir ki, Siyonistler din ahlakının
gereği olan şefkat, merhamet, hoşgörü, uzlaşmacılık, anlayış gibi
değerlerden tamamen uzaktırlar. Dahası Hıristiyanlara da dost olarak
değil, birer "goyim" (Yahudi olmayanları ifade eden ve aşağılayıcı
bir sıfat) olarak bakmaktadırlar. Dolayısıyla Hıristiyanların Siyonizmi
bir müttefik olarak görmeleri çok büyük bir yanılgı olur.
Siyonistler, bugüne kadar işgal etmiş oldukları
topraklarla, yok ettikleri hayatlarla yetinmeyecek hep daha fazlasını
talep edeceklerdir. Eğer Hıristiyan dünyası bugün Siyonizmin vahşetine
göz yumarsa, gelecekte aynı şiddetin kendilerine de yönelmeyeceğinden
nasıl emin olabilirler? Siyonizmin saldırganlığı şimdi önlenemezse,
ileride başedilmesi çok daha zor bir hal alabilir. Nitekim yakın
geçmişte, Siyonistlerin Hıristiyanların ibadethanelerine ve kutsal
kabul ettikleri mekanlara düzenledikleri saldırılar, Siyonistlerin
kuralsız ve acımasız bir savaş içinde olduklarını gösteren önemli
bir örnektir. Kutsal mekanların tahrip edilmesi, din adamlarının
öldürülmesi hiçbir savaşta olağan karşılanamaz.
Polonya doğumlu bir Yahudi olan ve 40 yıldan uzun
bir süre İsrail'de yaşamış ve 2001 yılında hayatını kaybetmiş olan
kimya profesörü Israel Shahak, Jewish History, Jewish Religion and
the Weight of Three Thousand Years (Yahudi Tarihi, Yahudi Dini ve
3 Bin Yılın Ağırlığı) adlı kitabında Siyonizmin tüm dünya halkları
için nasıl büyük bir tehdit unsuru olduğunu şöyle dile getirmektedir:
Bir Yahudi devleti olarak İsrail sadece kendisi
ve komşuları için bir tehlike unsuru olarak kalmamakta, dünyadaki
tüm Yahudiler, Ortadoğu'da veya diğer bölgelerdeki tüm dünya ülkeleri
ve milletleri için büyük bir tehlike içermektedir. 4
Eğer müdahale edilmezse, Siyonist ideoloji vahşetini
mevcut sınırlar içinde tutmayacak, kutsal kabul ettikleri, Nil'den
Fırat'a kadar olan sınırlar içinde tüm komşu ülkeleri bu kör kuyunun
içine çekmek isteyecektir. Bölgede hakim olduktan sonraki aşama
ise, tüm dünyaya hükmetmek olacaktır. Bu ise din dışı, ırkçı, Sosyal
Darwinist ve saldırgan bir ideolojinin dünyaya hakim olması demektir
ki, böyle bir ortamda huzurdan, güvenlikten ve barıştan söz edilemeyeceği
açıktır. Dolayısıyla Hıristiyan dünyasının Siyonizme karşı alacağı
tavırda, bu gerçekleri göz önünde bulundurması hayati önem taşımaktadır.
Samimi olarak iman eden Hıristiyanların, Hz. İsa'nın kendilerine,
"Ne mutlu sulh edicilere" (Matta 5/9) sözleri ile yeryüzünde barış
elçileri olmalarını emrettiğini unutmamaları gerekir. Bu durumda
"yeryüzünde barışı sağlamanın" önemli bir şartı, Siyonizmin saldırganlığının
durdurulmasıdır.
Siyonizm'in saldırganlığının durdurulması ise,
Siyonizmin gerçek yüzünün anlaşılması ile mümkün olacaktır. Siyonizmin
gerçek yüzünü görenler ve asıl amacını anlayanlar, tehlikenin boyutlarını
daha iyi kavramaktadırlar. Bilgi eksikliği ya da yanlış yönlendirmeler
nedeniyle, cahilce Siyonizmin etkisine kapılanlar ise bilerek veya
bilmeyerek çok tehlikeli bir oyunun parçası haline gelmektedirler.
Bu nedenle yapılması gereken, Siyonizmi tüm yönleri ile deşifre
etmek, bu sapkın ideolojinin etkisi altına girenleri yanılgılarından
kurtarmaya gayret etmek ve bu yönde yoğun kültürel çalışmalar yapmaktır.
Samimi olarak iman eden Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların
ittifakı ile yürütülecek bu çalışmalar kısa süre içinde netice verecektir.
Siyonist propagandaların etkisi altında kalanlara, büyük bir yanlışın
içinde olduklarının gösterilmesi ve doğru yola davet edilmeleri,
yeryüzünde barışın hakim olmasını isteyen herkesin sorumluluğudur.
-------------------------------------------------------------
1. Lenni Brenner, In the Age of
Dictators, http://www.marxists.de/middleast/brenner/ch02.htm#n3
2. Lenni Brenner, The Iron Wall, http://www.marxists.de/middleast/ironwall/02-ruszion.htm
3. http://www.jewsnotzionists.org/
4. Israel Shahak, Jewish History, Jewish Religion:
The Weight of Three Thousand Years, (London, Pluto Press: 1997),
p. 2 (emphasis added)
|